Her Zaman Gündemde Olan Bir Mesele: Altın Madenciliği

0
585

İnsanlık tarihi, cesaret, merak ve değişime olan tutkuyu temsil eden bilimsel bilgi ile kanıtlanması mümkün olmayan inanç ve hurafelerin mutlak ve katı egemenliğinde şekillenen, değer atfetme ve değer biçmelerin boyunduruğundaki “genel kanılar” arasındaki mücadelede şekillendi. Bu mücadelenin doğa ve toplum bilimlerinin evrilmesinde büyük etkisi olduğu da bir gerçek. İnsan yaşamı öncelikle bilim ve hurafeler, devamında da bilim ve teknoloji ikiliğinde yönünü belirlemeye çalıştı, bu ikilem halen devam ediyor. Bunun dışında, toplumları daha da ileriye götüreceği düşünülen yönetsel aklın sistematiği olan siyaset, güzel söz söyleyerek insanları etkileme sanatının ötesine pek az geçebildi. Doğru ya da eğri çoğunlukla egemen olanların elinde eğilip büküldü. Kişisel ve gündelik çıkarların hesabı yapılmadan doğruya doğru, eğriye eğri diyemeyenlerin yeni çağındayız artık. Hemen hemen her şey bundan nasibini fazlasıyla alıyor. Sadece bilim değil söz konusu olan. İnsanı insan yapan tüm değerler derin bir yol ayrımına mecbur bırakılmış gibi duruyor. Kimsenin kimseyi tam olarak dinlemediği ama herkesin fazlaca konuştuğu bir dönemdeyiz. Ağdalı sözcüklerin ardında soğuk duvarlar var sadece.

Altın madenciliği ile ilgili ülkemizde yapılan tartışmaları bu ortamdan ayırmak elbette imkansız. Sanki madencilik yeni yapılan bir faaliyetmiş gibi, sanki altın madenciliği de son yirmi yılın mevzusuymuş gibi devamlı aynı argümanlarla gündeme getirilip bir nevi şeytan taşlar gibi taşlanıyor. Sosyal mecralarda altın madenciliğinin yıkıcılığını ön plana çıkaran kampanyalar yapılarak altın madenciliği sosyal medya arenasında adeta linç ediliyor. Siyaset, medya, sanat ve bilim insanları da, doğal olarak, çeşitli çevresel duyarlıklar ekseninde sessiz kalamıyorlar. Uluslararası kuruluşlara başvurular yoluyla madencilik faaliyetlerinin insanlık suçuymuş gibi gösterildiği de oluyor. Günümüzde, altın madenciliği çok büyük bir dert, çoğunlukla yoksulluğun, yoksunluğun ve adaletsizliğin önündeki engellerden biriymişçesine evlerimizin oturma odalarına misafir oluyor. Doğru ile yanlış arasındaki çizgi bulanık halde ve kim güçlüyse onun sesi gür çıkıyor, sesi gür çıkan haklı oluyor.

Peki, gerçekten durum bu mu? Doğrular doğru bir şekilde mi anlatılıyor? Doğrular, görülüp, işitilip anlaşılıyor mu? Anlamak ya da anlaşılmak gibi bir durum söz konusu mu?

Doğru bilinen yanlışları ya da doğrusu bilindiği halde söylenmekten imtina edilenleri söyleme cesareti bilim insanının temel görevidir elbette. Her şeye ragmen, enseyi de karartmamak lazım, dokuzuncu köyün sakinleri doğruları söylemeye devam edecektir.

Yorumun yine okuyucuya kalması kaydıyla, yıllardır madencilik sektörüne hizmet eden bir maden profesyoneli olarak bazı temel konuları açıklığa kavuşturmak niyetindeyim.

Ülkeler kendi yeraltı kaynaklarını çıkararak zenginleşirler. Dünyada en çok altın üreten ülkeler sıralamasında Çin, Rusya, Avustralya, ABD, Kanada ilk beş ülke konumunda. Yeni Zelanda, İsveç, Finlandiya gibi üst düzey çevre standartlarına sahip ülkelerde de altın üretimi yapılmakta. Rejim farkı, yönetim biçimi ya da politik görüş farketmeksizin ülkelerin mevcut altın madeni kaynaklarını çıkarıp işlediği açıktır[i].

Altın siyanürle aranmaz. Siyanür, işletme safhasında kullanılır[ii]. Siyanürün altının diğer maden ve minerallerden çözündürülmesi işleminde kullanılan bir kimyasal olduğunu ve maden işletme safhasında laboratuar koşullarında ve çok ciddi güvenlik önlemleri altında kullanıldığını söylemeye devam etmeliyiz.

Altını siyanür kullanarak çözündürme işlemi süreci, 1887’de İskoçya’da geliştirildi. İlk defa yüzyılın başında Yeni Zelanda’daki bir altın madeninde başarıyla kullanıldı. Siyanür ile yığın liçi, 1969’da ABD Maden Bürosu tarafından düşük kaliteli cevherlerden altın çıkarma yöntemi olarak önerildi. Altın endüstrisi, tekniği 1970’lerde tamamen benimsedi ve kısa süre sonra yığın liçi altın üretiminde baskın teknoloji haline getirildi. Yığın liçinde siyanür çözeltisi cevherden altının çökeltilmesinde o kadar etkili oldu ki, daha önce değerli metal madenciliği için uygun olmayan alanlarda da kullanılabildi.

Bununla birlikte, dünya çapında üretilen altının % 90’ından fazlası siyanür çözündürme tekniklerinin sonucudur. Başka bir deyişle, siyanür altın üretiminde başat bir kimyasaldır ve mevcut durumda daha etkin ve ekonomik alternatifi bulunmamaktadır.

Siyanür yönetilebilir bir kimyasaldır[iii]. Siyanür, ölüme yol açabilen ve çok zehirli bir kimyasaldır; oksijen kullanımını engellediği için nispeten düşük dozlarda insanlar, diğer memeliler ve suda yaşayan türler için akut toksiktir. Bununla birlikte, çokça söylenildiği gibi siyanür kanserojen değildir ve biyolojik olarak birikmez. Yani kansere, sakat doğumlara ya da genetik bozukluklara neden olmaz.

Siyanür kullanımı madencilik dışında birçok endüstride devam etmektedir ve özellikle ülkemizde altın madenciliğinde kullanılan siyanür miktarı, diğer sektörlerde kullanılan toplam siyanür miktarının oldukça altındadır.

Toplumların siyanürle ilgili endişelerinin çoğunun meşru olduğuna elbette şüphe yok. Her ne kadar, siyanür kelime itibarıyla en kötü korkularımızı harekete geçirse de yaşamımızdaki diğer tehlikeli kimyasallardan biridir. Doğru bir şekilde kullanıldığında yönetilebilir bir kimyasaldır. İstatistikler, diğer maden kollarındaki sağlık ve iş güvenliği ölüm ve yaralanmalarına karşılık altın madenlerinin çok daha güvenli olduğunu ve kimyasal yönetiminin daha iyi olduğunu göstermektedir.

Dünyada altın madenciliğinde şimdiye kadar doğrudan siyanür zehirlenmesine bağlı ölüm gerçekleşmemiştir. Altın madenciliğinde cevherlerin işlenmesinde kullanılan kimyasal çözeltide siyanürün çok seyreltilmiş olduğunu hatırlatmakta fayda var. Uluslararası Siyanür Yönetim Kodu, ICMC’ye göre, ticari altın operasyonlarında kullanılan siyanür miktarı tipik olarak %0,01 ve %0,05 siyanür (milyonda 100 ila 500 parça) aralığındadır ve kodun internet sitesinde, siyanür zehirlenmesine bağlı kaza sonucu şimdiye kadar doğrudan insan ölümü meydana gelmediğini belirtmektedir. Bu istatistik, Avustralya ve Kuzey Amerika maden endüstrisi tarafından 100 yılı aşkın bir süre için belgelenmiştir[iv].

Maden kazalarının nedeni insanlığın maruz kaldığı tüm kazalarla benzer nedenlere sahiptir. Genelde maden kazaları, özellikle gündemi çokça meşgul eden kimyasal dökülmeler ve sızıntılar yoluyla çevre kirlenmelerine neden olan büyük çevresel kazalar, şirketlerin maden işletmelerini güvenli bir şekilde tasarlayamadığı, inşa edemediği ve işletemediği zaman meydana gelir. Çoğunlukla insan hatasından kaynaklanır. Risklerin ve tehlikelerin zamanında, yeterince ve etkin bir şekilde değerlendirilmemesi, gerekli önlemlerin alınmaması yüzünden olur.

Altın madenciliğinde yaşanan iş kazalarının yüzde doksanı bireysel hatalardan, çevresel kazaların büyük bir kısmı kullanılan kimyasalların kontrollü kullanılıp bertaraf edilememesinden, yeraltı ve yerüstü sularının korunması, toprak ve hava kontrolü gibi hususların zayıflığından, altın madenciliği özelinde, örneğin atık barajlarından kaynaklanmaktadır. Yapılan araştırmalar kaza meydana gelen işletmelerin teknolojik olarak eski olduklarını, kalifiye uzmanlar (iş sağlığı güvenliği mühendisleri, çevre mühendisleri, jeologlar, maden mühendisleri, jeoteknik mühendisleri vb.) tarafından yeterince sık kontrol edilmediklerini ve bu işletmelerde gerekli teknik iyileştirmelerin zamanında yapılmadığını göstermektedir.

Kazalar önlenebilir. Özellikle altın sektöründe madencilik şirketlerinin çoğunluğu finansal açıdan küçük ve orta ölçekli büyüklüktedir. Yeni ekipler ile yeni coğrafya ve kültürlerde maden arama, inşaat ve işletme süreçlerini yönetmekte çeşitli zorluklarla karşılaşmaları olasıdır. İş sağlığı ve güvenliği, çevre ve sosyal onay süreçleri için ciddi bir yatırım yapmaları gerekebilir. Altın madenciliği, değerli maden endüstrisinde pahalı bir faaliyettir: iyi bir planlama, güçlü bir finansal taban ve kalifiye insan kaynağı gerektirir.

Kazaların tümü, etkin bir risk değerlendirme, iş sağlığı ve güvenliği prosedürlerine mutlak uyum, çalışanların sürekli eğitimi, düzenli ve kapsamlı iç ve dış denetimler, kaliteli, doğru ve işe uygun ekipman ve araç kullanımının teşviki ve kalifiye iş gücünün işin sahibi kılınmasıyla önlenebilir niteliktedir.

Şirketler şunları göz önünde bulundurmalıdır: İşletmenizin güncel ve uygulamada olan risk yönetimi, iş sağlığı ve güvenliği ve çevresel yönetim plan ve prosedürleri var mı? Mevcut faaliyetleri sonucu kapanma sürecini yönetmek için kapsamlı bir eski haline getirme, çevresel rehabilitasyon, sosyal etkileri de içeren bir kapatma planı var mı? Yerinde bir acil durum müdahalesi planına sahip mi? Standart operasyonel prosedürler uygulanıyor mu?

Gerçekte, mevcut ve olası kazaların tümü kötü planlama ve yönetimin eseridir. Kısa vadede maliyet ya da zaman kaybı olarak görünen konular uzun vadede, işletmenin finansal açıdan olumsuz etkilenmesi, toplumun memnuniyetsizliği ve kamuoyunda sosyal desteğin yitirilmesi gibi farklı derecelerde artan maliyetler yaratır ve bu da yasal izin ve ruhsatları tümden tehlikeye atabilir.

Yeni ve daha çevre dostu teknolojiler mümkündür ama geniş kapsamlı, ekonomik ve etkin bir şekilde uygulanabilmeleri için zaman gereklidir[v]. Siyanürden önce yüzyıllar boyu civa ve amalgamasyon yöntemi altın ve gümüş ayrıştırmada kullanılagelmiştir. Bilindiği gibi civa hem ciddi bir toksik kimyasal hem de vücutta biriken ve çeşitli hastalıklara neden olan bir kimyasal olarak ciddi sağlık sorunlarına ve ölümlere neden olabilmektedir. Altın madenciliğinde civa yerine siyanürün ikame edilebilmesi için yüz yıllar geçmesi gerekmiştir. Özellikle son yıllarda, siyanürün yüksek derecede toksik özelliğe sahip olmasına bağlı olarak artan çevresel kaygılar nedeniyle, siyanür kullanımına dair bazı Avrupa ülkelerinde kısıtlamalar getirilmiştir. Avrupa Birliği, 2010 yılında siyanürün tamamen yasaklanmasını değerlendirmiş, ancak altın kazanımında teknik ve ekonomik açıdan siyanür liçi ile yarışabilen bir teknoloji mevcut olmadığı için genel bir yasak getirememiştir.

Siyanüre alternatif reaktifler arasında tiyosülfat, düşük toksik özelliği ve yüksek liç kinetiği gibi özellikleri ile ön plana çıkmıştır. Tiyosülfat liçi, siyanür ile etkin olarak kazanılamayan bazı refrakter tip cevherlerde de yüksek verimler sağlamaktadır. Siyanür içermeyen tiyosülfat işlemi ilk defa Barrick Gold’un Nevada, ABD’deki Goldstrike işletmesinde uygulandı ve tiyosülfat işlemiyle üretilen ilk külçe altın 2014 yılının sonlarında döküldü.

Siyanürün toksik olmayan tiyosülfatla değiştirilmesi, çevresel riskleri azaltmak ve iş güvenliği açısından ciddi bir fırsat sunuyor. Bu alternatif altın ayrıştırma işlemi halen gelişmekte olan yeni bir teknolojidir ve siyanür kadar ekonomik veya ulaşılabilir değildir, ancak gelecekte bir ikame olarak ciddi bir rakip olabilir. Bunun dışında birkaç farklı teknik ve yöntemin de altın ayrıştırmada kullanılması için araştırmalar devam etmektedir. Yakın gelecekte, daha çevreci ve insan sağlığı açısından daha güvenli teknik ve yöntemler ortaya çıkacaktır.

Altın madenciliği meselesi özü itibarıyla politik bir meseledir. Bugünkü tartışmaların temelinin politik olduğu açıktır. Tartışmalar bazen üstü kapalı bazen de apaçık bir şekilde çevrenin ve insan sağlığının tahribatı temeline dayandırılsa da, çoğunlukla altın madenciliğinin yabancı sermaye ile ilişkisi, iktidar ve muhalefet zıtlaşması ya da altın madenciliğinin yüksek kazanç elde edilen bir faaliyet olması sonucu ortaya çıkan artı değerin paylaşımı/dağıtılması ekseninde konumlanmaktadır.

Sonuç olarak, hem para, hem endüstriyel madde hem de mücevher olarak düşünüldüğünde, altın ulusların zenginliğinin önemli bir unsuru olması bir yana, insanlık tarihinde savaşlara neden ve konu olan değerli bir figür olmasından ötürü de her zaman politik çekişmelerin merkezinde olmaya devam edecektir.

Bu tartışmayı, sivil toplum kuruluşlarına ve siyasetçilere bırakmak ne yazık ki her zaman doğru sonuçlar vermemektedir. Dolayısıyla, işin bilimsel yanı, toplumun ve insanlığın yararına olan tarafı daha ağır basmalıdır.

Sözün özü, madencilik endüstrisinden, doğal/yeraltı kaynaklarımızı çıkarıp işlemekten vazgeçemeyiz. Buna karşın, bunun bedeli çevrenin kirlenmesi ve insan yaşamının tehlikeye atılması da olmamalı. Diğer yandan, kendi tekliğinde insan yaşamı politik çıkarlara malzeme edilemeyecek kadar değerli. Bu noktada, en gerçekçi çevreci yaklaşım kötü madencilik örneklerinin bertaraf edilip iyi madencilik uygulamalarının bir standart haline gelmesi, getirilmesi için mücadele etmek olduğudur.

Burada, önemle üzerinde durulması gereken temel nokta, çevreye ve topluma duyarlı sürdürülebilir bir madenciliğin olanaklılığı, bunun inşa edilmesi ve mevcudiyetinin korunmasıdır. Bu yöndeki her çaba, çevrenin korunması, insan sağlığının ve insan yaşamının iyileştirilmesi için önemlidir.

Kaynaklar

[i] Bkz. https://www.gold.org/goldhub/data/historical-mine-production

[ii] Detaylı bir çalışma için bkz: Jan G. Laitos, “Cyanide, Mining, and the Environment”, Pace Environmental Law Review, Vol.30, Issue 3, Summer 2013.

[iii] Gayet başarılı bir makale olması açısından bkz: Kuyucak ve Ata Akçıl, “Cyanide and removal options from effluents in gold mining and metallurgical processes”, Minerals Engineering, Volume 50-51, p.13-29, September 2013.

[iv] Siyanür üretimi, taşınması, saklanması, kullanımı ve bertarafı ile ilgili çok önemli bir yapı olan “ICMC” ile ilgili bkz: https://www.cyanidecode.org/

[v] Tiyosülfat ve altın kazanımı ile ilgili başarılı bir makale için bkz:
Ahlatcı, F, Yazıcı, E, Celep, O, Deveci̇, H. “Tiyosülfat İle Altin Ve Gümüş Liçinin Temelleri – Bölüm I”, Bilimsel Madencilik Dergisi 56 (2017): 117-130 https://dergipark.org.tr/tr/pub/madencilik/issue/35080/390779

Dr. Alper Sezener
Serbest Danışman | Website

Yazara konuyla ilgili soru sormak isterseniz, hangi yazar için mesaj gönderdiğinizi belirterek lütfen [email protected] adresine mail atınız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz