Ana Sayfa Blog

“İsveç’in Hazine Sandığı” Sala Günümüzde Turizm Merkezi Olarak Faaliyet Gösteriyor

0
Sala

1400’lü yılların sonunda üretime başlayan ve 400 yılın ardından 1908 yılında faaliyetlerini sonlandıran İsveç-Västmanland’da bulunan Sala Gümüş Madeni faaliyet süresi boyunca İsveç’in en önemli, dünyanın ise en önemli beş gümüş yatağından birisi olarak değerlendiriliyor. Ana cevher olarak toplamda 200 milyon ons gümüş üretilen 300 metre derinliğindeki madenden aynı zamanda önemli miktarda kurşun ve çinko gibi minerallerin de üretildiği biliniyor. Madendeki galerilerin de toplamda 20 km uzunluğunda olduğu tespit edilmiş durumda. Bu tarihi maden işletmesi günümüzde ise turizme hizmet veriyor.

1500’lü yıllarda İsveç Kralı Gustav Vasa’nın “İsveç’in Hazine Sandığı” diyerek önemini vurguladığı Sala Gümüş Madeni günümüzde turizm merkezi olarak değerlendiriliyor. Maden sahasının yüzeydeki kısmında 18. ve 19. yüzyıllardan günümüze kadar iyi korunmuş binalar ile dönemin şartları gözlemlenebilirken yer altında ise madencilik faaliyetlerinin gerçekleştirdiği alanlarda rehberler yardımı ile turlar düzenleniyor.

Dünyada en iyi şekilde muhafaza edilen madencilik alanları arasında gösterilen madende düzenlenen farklı konseptli turlar arasında dönemin madencilerinin yaşam ve çalışma şartlarının gözlemlenebildiği, madenin tarihi öneminin aktarıldığı, madenle ilgili hayati bilgilerin anlatıldığı turlar bulunuyor. Bunun yanında 4 saat süren ve “Büyük Maden Turu” ismi verilen bir tur ile ziyaretçilere madende kapsamlı ve özel bir tur gerçekleştirme imkânı da sunuluyor. Ayrıca 2018 yılında çocuklara özel bir turun da hizmete alındığı biliniyor.

İsveç

İçerisinde konaklama yapılabilecek şekilde restore edilmiş eski maden işletmesinde dünyanın en derin yer altı suiti bulunuyor. Romantik bir atmosfer sağlamak adına yoğun şekilde mumlardan faydalanılan süitin konsepti tamamen gümüş süslemeler ve kaplamalı mobilyalardan oluşmakta. Konaklayan misafirlere sunulan “Hoşgeldiniz” sepetinin içeriğinde ise peynir, bisküvi, meyve, şarap, çikolata ve acil durumlar için bir telsiz bulunuyor. Akşam yemeği için ayrılmış özel bir bölümü olan süitte konaklayan misafirler arzularına göre madende gezebiliyor ve yer altı göllerinin ihtişamını keşfe çıkabiliyor.

1900’lerin başında üretimin sona erdiği madeni o tarihten sonra gezmeye gelen birçok turist sadece ilk katlarını gezebiliyorken 2006 yılından günümüze madenin daha altlarında bulunan katları da ziyarete açıldı.

Galerileri, devasa mağaraları ve yer altı göllerini bünyesinde barındıran madende konaklama imkanı ile düzenlenen gezilerin yanı sıra madenin içerisinde bir de konser alanı bulunuyor.

İsveç'in

İsveç

https://www.salasilvergruva.se/

https://en.wikipedia.org/wiki/Sala_Silver_Mine

https://www.turizmglobal.com/isvecin-gumus-madeninde-dunyanin-en-derin-yeralti-suiti/

https://visitworldheritage.com/en/eu/sala-silver-mine/a6f61cf0-8ff5-4678-8c25-05d6e7e6cfd6

 

Böyle Madencilik mi Olur?

0

Çanakkale Gazete Değişim Genel Yayın Yönetmeni Kerem İriç tarafından kaleme alınan “Böyle Madencilik mi Olur?” başlıklı yazı aslında madenciliğin, çevre duyarlılığına sahip insanlarımızın klasik söylemlerindeki gibi adeta bir canavar olmadığını ve artık çevrecilerle madencilerin aynı masaya oturmaları gerektiğini özetlemiş. İriç’in yazısını sizlerle paylaşmak istedik.

————-

Böyle Madencilik mi Olur?

Onlarca çevre derneği Çanakkale bölgesinde faaliyet gösteren ve gösterecek madencilik faaliyetlerinin durdurulması için uzun yıllardır mücadele veriyor. Çevrecilerin büyük bir kısmı kendi imkanlarıyla zamanlarından ve daha birçok şeyden fedakarlık ederek doğanın zarar görmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar. İyi niyetlerinden şüphe etmemiz söz konusu değil. Fakat bu mücadele yöntemiyle bugüne kadar herhangi bir sonuç alamadılar. Onca mücadelenin sonucu ÇED toplantısını ileri bir tarihte yapılmak üzere iptal edilmesi. Mücadeleyi verirken kullandıkları “doğal yaşam ve çevre katledilecek, ekosistem bozulacak, içecek suya muhtaç olacağız” sloganları artık kamuoyunda karşılık bulmuyor.

Neden mi, bakın en yakın örneğe Lapseki Şahinli TÜMAD Madencilik. Firma neredeyse 5 yıldır bölgede faaliyet gösteriyor. Çevrecilerin iddia ettiği gibi doğal yaşam yok olmadı, çevre katledilmedi, ekosistem bozulmadı, kimse içecek suya muhtaç olmadı. Olumsuz tek bir haber duymadık, duyduğumuz tek haber maden firmasının bölge ve ülke ekonomisine katkıları oldu. İşte bu yüzden çevrecilerin söylemleri artık üçüncü sayfa haberi muamelesi görüyor ve mücadeleye destek verenlerin sayısı her geçen gün azılıyor.

Tablo böyleyken neden halen daha aynı şeyler yapılarak farklı sonuçlar bekleniyor? Neden dışarda slogan atmak yerine içeriye girip “yanlış yapılan” bir şey varsa müdahale edilmiyor? Bu soruyu geçtiğimiz gün Kazdağları Ekoloji Platformunun düzenlediği toplantıda ilgililerine sordum. Aldığım dikkat çeken bir cevabı paylaşmak isterim. “Maden firmaları bırakın üretimin yapıldığı alana girmemizi, maden sahasına girmemize bile izin vermiyorlar. Oysa biz içeriye girip neler oluyor diye görmek, yanlış varsa bunu dile getirmek ve çözümü için mücadele etmek istiyoruz.” Bu söylem diğer başka çevre örgütlerinin aksine yeni bir yol, yeni bir söylem arayışlarının göstergesi.

Peki çevrecilerin yeni bir yol, yeni bir söylem arayışına bölgede faaliyet gösteren firmalar gerçekten karşılık vermiyor mu? Açıkçası öyle olduğunu söylememiz mümkün değil. TÜMAD firması kapılarını sonuna kadar açmış, biz buradayız gelin, görün diyor. Kirazlı/Balaban’da faaliyet gösteren Doğu Biga Madencilik ise faaliyetlerine ilişkin tüm detayları sıklıkla kamuoyuyla paylaşıyor. Firma yetkilileri bu kapsamda yerel yönetimler başta olmak üzere sivil toplum kuruluşlarıyla, şehrin tüm dinamikleriyle düzenli olarak bir araya geliyor. Çevreciler slogan atmanın ötesine geçmek istiyorlarsa “yeni bir yol, yeni bir söylem” arayışında samimilerse maden firmalarıyla bir araya gelmekten çekinmemeliler. Çanakkale için, çevre için, doğa için…

Mevcut Kaynaklardan Su Kullanılmayacak

Yazımı Doğu Biga Madencilik Genel Müdürü Ahmet Şentürk’ün katıldığı bir programda “işletmenin su ihtiyacını nasıl karşılayacağı” sorusuna verdiği cevabı paylaşarak bitirmek isterim. Çünkü bu konu en çok tartışılan ve tedirgin eden başlık.

Şentürk Kirazlı/Balaban’da işletecekleri maden için mevcut kaynaklarından (Sarıçay ve çevresi su kullanmayacaklarının altını çiziyor ve ekliyor, “Kirazlı/Balaban’da ki yürüteceğimiz madencilik faaliyeti için su ihtiyacımız olacağı bir gerçek. Fakat bu ihtiyacımızı mevcut kaynaklardan değil, Çan/Kumarlar köyü yakınında inşa ettiğimiz göletten elde edeceğiz. Bu zaten ÇED raporumuzda detaylı bir şekilde yer alıyor. Bu gölet inşaatı yapılırken kendi ihtiyacımızı karşılarken bölgenin su rezervuarlarıyla ilgili potansiyelin de artırılmasına yönelik bir proje geliştirdik. Yaklaşık 3.8 milyon ton kapasitesi olan Altın Zeybek 2 adını verdiğimiz göletimizin projesini DSİ’ye sunduk ve inşaat sürecini tamamladık. Gölet yağan son yağmurlarla birlikte yüzde seksenin üzerinde bir doluluk oranına ulaştı. Biz bu göletteki suyun en fazla %8’ini kullanacağız. Projemiz bittikten sonra da bölge halkı bu göletten içme suyu ve tarımsal sulama ihtiyacını karşılamak için istifade edecek. Bu gölet projesi aslına bizim madenciliği nasıl yapacağımızın da bir göstergesi. Sürdürülebilir madencilik derken tam da bundan bahsediyoruz…

Çevrecilerin iddialarının aksine TÜMAD ve Doğu Biga’nın “sürdürülebilir madencilik” söylemleri eyleme geçmiş durumda demek ki “böyle madencilik de oluyormuş…”

Son olarak, bu maden faaliyetlerinin çevreye, doğaya hiçbir olumsuz etkisi olmayacak demiyorum. Muhakkak bir etkisi olacak, önemli olan bu etkinin boyutları ve madencilik faaliyeti bittikten sonra alanın eski haline dönüştürebilecek olması. Bakın o bölgeye bir turizm tesisi yapılacak olsa hepimiz gidip protesto edelim. Çünkü o beton yapıları oraya diktikten sonra geri dönüşü yok. Fakat madencilik faaliyetlerinde böyle bir durum söz konusu değil. Keşke ülke olarak Apple gibi, Mercedes gibi, Facebook gibi markalarımız olsa üretsek ve “aman madencilikten gelecek kaynağa ihtiyacımız yok” diyebilsek… Tam da bu yüzden hepimize çok büyük görevler düşüyor.

https://gazetedegisim.com/boyle-madencilik-mi-olur

Doğaya ve Ekonomiye Kazandırmanın En Güzel Örneklerinden: Butchart Gardens

0
Butchart Gardens
Butchart Gardens

Butchart Gardens

Madenciliğin temel kavramlarından biri olan üretim faaliyetleri tamamlandıktan sonra maden sahasının rehabilite edilmesi ile dünya genelinde birçok maden sahası, üzerindeki üretim faaliyetleri bittikten sonra doğaya ve ekonomiye kazandırılmaktadır. Karşımıza çıkan hem doğaya hem de ekonomiye kazandırma çalışmalarının en güzel örneklerden biri de Kanada’da bulunan Butchart Gardens’dır.Hem Doğa Hem Ekonomiye Hazandırmanın En Güzel Örneklerinden Butchart Gardens

Butchart Gardens’ın geçmişi, Robert ve Jennie Butchart’ın Kanada’nın Vancouver adasında yer alan zengin kireçtaşı kaynaklarının bulunduğu Tod Inlet sahasında çimento tesisi kurduğu tarih olan 1904 yılına dayanmaktadır.  Madenin faaliyete başlamasıyla birlikte ilk olarak 1906 yılında kurulan “Japanese Garden” ile hayalindeki devasa bahçeye sahip olma arzusunu gerçekleştirmeye başlayan Jennie Butchart maden üretimi sonrasında 1912 yılında sahadaki kireçtaşı kaynaklarının da tükenmesi ile madeni tamamen bahçeye çevirmeye odaklandı ve eski maden sahasını “Sunken Garden” ismini verdikleri bir sahaya dönüştürmeye başladı. Dönemin zor şartlarında at arabaları ile yüzey toprağı taşınarak saha dolduruldu ve “Sunken Garden” olarak anılan bahçe 1921 yılında tamamlandı. Ardından yürütülen çalışmalarla 1926 yılında ziyaretçi kabul etmeye başlayan “Sunken Garden,  “Japanese Garden”, “Rose Garden”, “Italian Garden”, “Mediterranean Garden” gibi farklı konseptlere ev sahipliği yapan eski maden sahası, yıllar içerisinde popüler bir doğa alanı haline geldi.

Nesiller boyunca aile fertlerine aktarılarak gelişimine devam eden Butchard Gardens, 2014 yılında 100. yılını geride bıraktı. Günümüzde Kanada’nın Ulusal Tarihi Bölgeleri arasında yer alan ve 900’den fazla türdeki milyonlarca bitkiye ev sahipliği yapan Butchart Gardens’da aynı zamanda dönemin madencilik faaliyetlerine dair kalıntılar da ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.

Hem Doğa Hem Ekonomiye Hazandırmanın En Güzel Örneklerinden Butchart Gardens Hem Doğa Hem Ekonomiye Hazandırmanın En Güzel Örneklerinden Butchart Gardens Hem Doğa Hem Ekonomiye Hazandırmanın En Güzel Örneklerinden Butchart Gardens Hem Doğa Hem Ekonomiye Hazandırmanın En Güzel Örneklerinden Butchart Gardens Hem Doğa Hem Ekonomiye Hazandırmanın En Güzel Örneklerinden Butchart Gardens Hem Doğa Hem Ekonomiye Hazandırmanın En Güzel Örneklerinden Butchart Gardens Hem Doğa Hem Ekonomiye Hazandırmanın En Güzel Örneklerinden Butchart Gardens

www.butchartgardens.com

Nohut – Kışladağ’da Yerel Tarıma Destek

0
nohut

Boyutu küçük ancak tam bir besin deposu. Kendine has aromasının yanı sıra çok yönlü bir besin olan nohut binlerce yıldır Akdeniz ve Orta Doğu mutfağının da temelini oluşturuyor. Nohutun Türkiye’de bilinen en eski kullanımı MÖ 3500 yılına dayanırken günümüzde 50’den fazla ülkede yetiştirilmekte ve sonunda lezzetli yemeklere, baharatlı atıştırmalıklara, salata soslarına ve hatta çeşitli yemeklerde kullanılmak üzere öğütülerek una dönüşmektedir.

Yetiştirilirken inanılmaz derecede dayanıklı, önemli miktarda su ihtiyacı bulunmayan ve toprak ve çevre açısından çok seçici olmayan nohut, ‘Çiftlik dostu’ ve az bakım gerektiren ürünler söz konusu olduğunda listenin başına yerleşiyor. Kışladağ madenini çevreleyen ve Uşak ili genelinde mahsul hiyerarşisinde önemli bir yere sahip olan nohutun mutfak kadar kültürün de bir parçası olduğu uzun zamandır biliniyor.

2018 yılında Kışladağ’ın sera personeli madende bir çiftlik projesi başlattı. Bölgedeki tarımı desteklemek için madeni çevreleyen 64.000 m2 arazi ekildi. Tüprag Kışladağ Altın Madeni Halkla ve Kamuyla İlişkiler Müdürü Hakan Ünal’a göre nohut projesine başlamak hiç kolay olmadı:

“Kuraklığa toleranslı olmasına rağmen birçok yerel çiftçi, geçtiğimiz birkaç yıl içinde, daha kuru hava koşulları nedeniyle düşük nohut hasadı yaşadı. Yerel üretimi desteklemek için işletme alanımızdaki uygun alanlarda nohut yetiştirmeye karar verdik. Ürünler, hiçbir katkı maddesi kullanılmadan, personelimiz tarafından organik olarak yetiştirildi.”

Hakan, başarılı nohut üretimi ile Kışladağ’ın bölgede doğal ve modern tarım yöntemlerinin gelişmesine katkı sağladığını, Efemçukuru’nda da benzer şekilde işletme sınırları içinde üzüm ve bal üretildiğini söylerken Kışladağ’ın sera çalışanlarının, mahsullerini iyileştirmelerine yardımcı olmak için bilgilerini yerel halkla paylaştığını da sözlerine ekliyor.

“Sağlıklı ve bol miktarda nohut mahsulü yetiştirebildik ve bunları yerel topluluklarımızla paylaşabildik. Geçen yıl çalışanlarımıza ve yerel paydaşlarımıza yaklaşık 9 ton nohut dağıttık ve amacımız bu yıl da aynısını yapmak” diyen Hakan Ünal bu örneğin madencilik faaliyetlerinin tarımla bir arada var olabileceğinin bir göstergesi olduğuna dikkat çekiyor.

nohut
Humus, nohuttan yapılan lezzetli yemeklerden sadece birisidir

Kaynak

Ağaçlı Kömür Madeni Rehabilitasyonu

0
Rehabilitasyon

Madenciliğin temel prensibi üretim sonrasında çalışmaların bittiği alanın rehabilite edilmesidir. Rehabilitasyon çalışmalarının ülkemizdeki güzel örneklerinden birisi de İstanbul’da göze çarpmaktadır.

Eyüp, Sarıyer, Gaziosmanpaşa ilçelerinde yer alan Çiftalan, Ağaçlı, Kısırkaya, Akpınar ve İmrahor Köyleri civarında 1954 yılından 90’lı yıllara kadar yürütülen madencilik faaliyetleri esnasında kömür, kum ve kil üretilerek İstanbul’un gelişmesine katkı sağlanmıştır.

Bunlardan halk arasında “Ağaçlı Kömürü” olarak bilinen kömürün üretildiği Ağaçlı bölgesinde 80’li yıllarda sona eren madencilik faaliyeti sonrasında dünyanın en büyük özel ağaçlandırma projesi olarak gerçekleştirilen rehabilitasyon çalışması kapsamında Kutman Madencilik şirketi tarafından 12 milyon 500 metrekare alana 5 milyon ağaç dikilerek ilgili saha ormana dönüştürüldü.

Madenciliğe başlanmadan önceki hali tam anlamıyla çöl olan sahada tespit edilen kömür ekonomiye kazandırılırken şimdilerde ise bölge doğal güzellikleriyle göz kamaştırıyor.

Kaynak: www.kutman.com , www.kutorman.com

Kanser Teşhis ve Tedavisinde Kullanılan Mineral ve Madenler

0

Çağımızın en zorlu hastalığı olarak karşımıza çıkan, teşhis ve tedavisi birçok uzmanlık dalının işbirliğini gerektiren ve erken tanıda büyük bir avantaj elde edilebilen kanser, modern tıp uygulamaları ile teşhis edilebiliyor ve tedavisine çaba sarf ediliyor.

İlerleyen teknolojik imkanlar doğrultusunda yapılan araştırmalar, bir kısmı ülkemizdeki madenlerde de üretilen bazı minerallerin bazı kanser türlerinin teşhis ve tedavisinde giderek artan kullanım imkanlarını ortaya koyuyor.

Nadir Toprak Elementlerinin Kanser Tanı ve Tedavisinde Kullanımı

Bazı nadir toprak elementlerinin kanser teşhisi ve tedavisinde kullanımı aşağıda özet olarak verilmiştir.

İtriyum: Kanser hastalıklarıyla alakalı bölümlerin yakın iş birliğini gerektiren karmaşık ve multidisipliner bir prosedür olan İtriyum Mikrokürelerle Tedavi yöntemi uygulandığı karaciğer kanseri hastaların hayatta kalma oranlarını yükseltmeye katkıda bulunuyor.

Gadolinyum: Gadolinyum küçük tümörleri boyayarak MR görüntülemede beyin tümörlerini tespit etmek için kullanılan önemli bir nadir toprak metalidir.

Samaryum: Nadir toprak elementlerinden birisi olan samaryum akciğer ve karaciğer metastazından sonra üçüncü sırada gelen kemik metastazının tedavisinde önemli rol oynuyor.

Seryum Oksit: Seryum oksit nanopartikülleri boyutu ve kimyasal özellikleri nedeniyle var olan tedavilerde kullanılan daha büyük boyutlu ve yan etkisi yüksek olan nanopartiküllerin kullanımına alternatif olarak değerlendirilmektedir.

Neodimyum: Neodimyum Lazer Teknolojisi cilt kanseri tedavisinde kullanılmaktadır.

Kanser

Kaolinit Grubu Minerallerin Kanser Teşhis ve Tedavisinde Kullanımı

Yapıları, bulunabilirlikleri ve potansiyel uygulama alanları nedeniyle öne çıkan halloysit ve kaolinit, ilaç kimyası uygulamaları ve özellikle kanser tedavisindeki potansiyelleri nedeniyle üzerinde çeşitli araştırmalar yürütülen mineraller olarak karşımıza çıkıyor. Yapılan araştırmalar bu minerallerin kanser teşhisi ve takibi, kanser tedavisi, metastaza engel olma ve kanser ağrılarının giderilmesindeki potansiyel uygulamalarını ortaya çıkarmıştır. Bu minerallere dayalı kanser ilacı formüllerinin, kanser hücre hatları ve hayvan kanser modellerinde yüksek antikanser aktivitesi sergiledikleri ve yüksek biyouyumluluk gösterdikleri için çeşitli kanser türlerinin tedavisi için yüksek potansiyel gösterdikleri ortaya çıkmış durumda.

Kanser

Altının Kanser Tanı ve Tedavisinde Rolü

Gelişmiş sağlık hizmetlerinde altın kullanımına örnek olarak, kemoterapi ve radyoterapi gören kanser hastalarını tedavi etmek için altın nanopartikül teknolojisinin ortaya çıkması gösteriliyor. Küresel klinik araştırmalar nanopartikül teknolojisinin kullanımının hastalar için yaşam kalitesini artırdığını ve özellikle prostat ve meme kanseri hastaları için tedavi sürecinde sağlıklı hücrelere zarar verme riskini azalttığını doğrulamaktadır.

Radyasyon tedavisi ve kemoterapi kanser hücrelerinin yanı sıra sağlıklı hücrelere de zarar verdiğinden, tedaviler arasında sağlıklı hücrelerin onarılmasına olanak sağlamak için ara verilmesi gerekir. Ne yazık ki bu durum kanser hücrelerine de kendilerini onarma fırsatı verir.

Güney Avustralya Üniversitesi’nden Dr. Ivan Kempson liderliğindeki bir araştırma ekibi radyoterapi ve kemoterapi tedavileri arasında kanser hücrelerinin iyileşmek için kullandığı onarım mekanizmasını zayıflatmanın bir yolunu keşfetti. Bu keşfin kullanılmasıyla, radyasyon tedavisi ve kemoterapi arasında kanser hücrelerine özel olarak saldırmak için altın nanopartikülleriyle birlikte bir tedavi geliştirilebileceği, uygulamanın yan etkileri ve maliyeti azaltabileceği ve tedavilerin etkinliğini artırabileceği düşünülüyor.

Diğer bir çalışmada ise RMIT Üniversitesi’ndeki molekül tasarımcıları kanser hücrelerini hedef alan ve sağlıklı hücreleri zarar görmesine engel olan dört yeni altın bazlı molekül tasarladı. Klinik öncesi (hayvan) deneyler, bu yeni altın bazlı moleküller kullanılarak yapılan tedavinin; meme, servikal, kolon, melanom ve prostat kanseri hücrelerinde tümör büyümesinin tedavisinde geleneksel kullanılan tedavi ilacında %29’a kadar olan faydayı %46,9’a kadar çıkardığını göstermiştir.

Yürütülen başka bir araştırmada ise New York’taki Icahn Tıp Fakültesi, prostat kanseri teşhisi konmuş on altı erkeğin tedavisi için başarılı bir klinik çalışma yürüttü. Hastalara, tümörleri ısıtmak ve yok etmek için nanopartikül bazlı bir odak terapi olan AuroLase tedavisi uygulandı. Yaşları 58-79 olan on altı hastadan on üçünde, tedaviden bir yıl sonra kanser bulgularının yok olduğu görüldü.

Sorumluluk Reddi: BU derleme makalenin ve kaynakçadaki dökümanların içeriği yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve kesinlikle tıbbi tavsiye ve tanı/tedavi önerisi değildir!

Lütfen doktorunuzun teşhis ve tedavilerine riayet ediniz.

Kaynakça:

https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0939641120302344

https://nanografi.com/blog/rare-earth-elements-in-cancer-diagnosis-treatment/

https://minerals.org.au/gold-and-advanced-health-care

Fatih Dönmez: “Madencilerin Emeği Son Derece Kutsaldır”

0
Fatih Dönmez

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, 4 enerji santralinin ve iki ilçeye doğal gaz arzının toplu açılış töreni için geldiği Manisa’nın Soma ilçesinde bir maden ocağını ziyaret ederek madencilerle bir araya geldi.

Gerçekleştirdiği konuşmada fırsat buldukça madencileri ziyaret etmeye çalıştığını belirten Dönmez, madencilerin emeğinin son derece kutsal olduğunu vurgulayarak “Bunun farkındayız. Ama bazı kesimler maalesef madende çalışan kardeşlerimizin bu emeğini, bu zorluğu görmezden geliyor. Biz her türlü kara algıya ve propagandaya rağmen madenci kardeşlerimizin yanında durmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Dönmez, “Kömür halen bugün dünyada elektrik üretiminde ciddi bir pay alan enerji hammaddemiz. Dünyada üretilen elektriğin yaklaşık yüzde 38’i kömürden üretiliyor. İlk yıllardaki gibi kömür yakmak, kazan sistemleri, santral sistemleri, eski teknolojilerde olduğu gibi havayı kirletmiyor. Şimdi çok daha çevreci. Toprağa, havaya, suya, canlıya ve insana daha az etki eden sistemlerle donatılmış durumda.” ifadelerini kullandı.

Soma kömür havzasının Türkiye’nin ikinci büyük kömür havzası olduğuna işaret eden Dönmez, şunları kaydetti: “Bugün açılışını yaptığımız termik santralin emisyon değeri yüzde 99. Sadece yüzde 1’ini emisyon olarak havaya veriyor. Avrupa Birliği normları ne diyorsa bizde daha iyisi var ama bazı çevreler bunu görmezden geliyor. Biz ısrarla doğru olanı haykırmaya ve doğru bildiğimiz yolda gitmeye kararlıyız. Bana göre kömürün karası altının parıltısından daha değerlidir.”

Soma’da 2014 yılında meydana gelen maden kazasını da anımsatan Dönmez, şehit olan maden işçilerini rahmetle andı.

Hem işveren hem de işveren temsilcilerine iş güvenliği konusunda sıfır tolerans ve sıfır taviz uyarıları yaptıklarını dile getiren Bakan Dönmez, konuşmasının ardından madencilerle bir süre sohbet etti.

Her Maden Ruhsatı Maden Ocağı Demek Değildir!

1
Maden Ruhsatı

3213 Sayılı Maden Kanunu’nda yapılan tanımlamaya göre Maden Ruhsatı madenlerin aranması ve işletilmesi için yönetmelikte belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde Genel Müdürlükçe (MAPEG) verilen belgedir.

Yer altı ya da yer üstü olsun tüm madencilik faaliyetleri için yüzeyde belirli bir alanı kaplayan maden ruhsatları düzenlenmektedir. T.C. Vatandaşı Şahıslar ve T.C. kanunlarına uygun göre kurulmuş şirketler gerekli işlemleri tamamladıklarında, kanuna uygun alanlarda maden ruhsatı alabilmektedirler.

Maden ruhsatları; arama ruhsatı ve işletme ruhsatı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Arama ruhsatı dünya genelinde en kolay verilen arama iznini ifade eder. Çünkü her ülke sınırları içerisindeki maden varlığını tespit etmek, hangi bölgelerde hangi madenlere sahip olduğunu bilmek ister ve bu en doğal hakkıdır.

Ancak arama ruhsatı demek üretim yapabileceğiniz anlamına gelmez. Arama ruhsatı ile hedeflenen sahada uzun yıllar çalışırsınız ve o sahada hedeflediğiniz madenin ne miktarda bulunduğunu ya da bulunmadığını tespit edersiniz.

Ülkemizde ise arama ruhsatı almak dünya geneline göre biraz daha zordur. Mevzuatlarımızın bu konuda şartları daha ağırdır. Gerekli şartları sağlayıp arama hakkı elde ettiğiniz hedef alanda çalışıp bir maden bulunup bulunmadığını tespit eder ve devlete raporlarsınız. Üretildiğinde milli çıkarlara hizmet edecek ya da ekonomik karlılığı olacak bir maden tespit ederseniz işletme ruhsatı sürecine devam edersiniz. Ekonomik bir değer bulunamazsa arama ruhsatınızı devlete geri verirsiniz. Bu aşamaya kadar yapılan tüm harcamalar ise ülke envanteri için yapılmış olur, kazanan devletimiz olur.

Bir sahada maden var demek kadar maden yok ya da günümüz şartlarında yetersiz miktarda demek de ülke envanteri için çok önemlidir. Bu yüzden ülkemizde arama çalışması yapılmamış alan kalmaması gerekir ki envanterimiz ortaya çıkmış olsun.

Çıkarılması zorunlu olan bir maden varlığının tespiti ve o madenin ilk üretimine kadar geçen süre ülkemiz şartlarında 10-12 yılı bulabilmektedir. Yani ilk arama ruhsatını aldıktan sonra uzun yıllar boyunca sürekli harcama yaparsınız ve aradığınız madenin varlığını tespit etmeye çalışırsınız. Madencilik bu yüzden uzun süreli ve meşakkatli bir iş koludur.

Geçmişte mostra dediğimiz yüzeydeki cevher buluntularından yola çıkarak arama ve işletme ruhsatı almak daha kolayken günümüzde yüzeydeki madenleri bitirmemizden ya da halen işletiyor oluşumuzdan dolayı derinlerde, göremediğimiz madenlerin aranması bulunması sürecine geçilmiştir. Bu da daha çok zaman ve para harcatan, ekonomik riski büyük faaliyetlerdir.

Değerli madenlerin aramacılığında (altın, gümüş gibi) üzerinde çalışılan ortalama 300 arama ruhsatından 1 tanesi sonunda altın madenine dönüşmektedir. Diğer metal madenlerinde bu rakam ortalama 200 ruhsatta 1 şeklinde kabul edilir. Endüstriyel hammaddeler, kömür gibi diğer kalemlerde ise böyle bir istatistik olmasa da onlarca arama ruhsatından sadece 1 tanesinde işletme faaliyetine geçilebildiği bilinmektedir.

Uzun yıllar arama yaptınız, ekonomik bir maden yatağı ortaya çıkardınız ve işletme ruhsatı almaya hak kazandınız. Maden işletme ruhsatını aldığınızda ise yine doğrudan maden ocağı açabileceğiniz anlamına gelmemektedir. Mevzuat gereği işletme ruhsatıyla birlikte alınması gereken daha pek çok izin ve yapılması gereken pek çok faaliyet vardır. Tüm bunları sağladığınızda işletme ruhsatı içerisinde işletme izni aldığınız daha küçük bir alanda maden ocağınızı açabilecek hale gelirsiniz.

Maden ruhsatlarına şahıs ya da tüzel kişilikler doğrudan başvuru yapabilir, ilgili saha boş ise gerekli şartları sağladıktan sonra sahada arama veya işletme çalışması yapmaya hak kazanabilirler. Diğer bir uygulama ise ihale usulüdür. Devlet boştaki sahalardan mevzuata uygun olanları ihale ederek yatırımcılara sunar. Yatırımcı ilgi gösterdiği bazı alanlardaki ruhsatlar için ihaleye girer. Yani ihalelik sahaların tamamı da madencilik yapılacak alanlar değildir. Yukarıda anlatıldığı gibi arama ve işletme süreçleri uygulanır.

Ayrıca mevzuatlarımıza göre ülkemizdeki her alanda maden arama veya işletme ruhsatı verilemez, verilmiş olsa bile o alanda maden ocağı açılamaz. Kesin korunacak hassas alanlar, ulusal ve uluslararası öneme sahip tür, habitat ve ekosistemleri bünyesinde barındıran, biyolojik, jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri açısından ekosistem hizmetlerine katkı sağlayan alanlar, sit alanları vs gibi yerlerde madencilik yapılması mümkün değildir.

Diğer taraftan maden ruhsatı verilmiş olsa bile diğer endüstriyel yatırımlarla çakışan alanlarda madencilik yapılabilmesi bazen çok güç bazen de imkansızdır. Yani yine maden ruhsatı demek maden ocağı açılacak anlamına gelmemektedir.

Mevcut rakamları değerlendirdiğimizde ise Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre 2020 yılı sonu itibariyle ülkemiz genelinde 15332 adet arama ve işletme ruhsatı bulunmaktadır. Eğer her ruhsat 1 maden ocağı olsaydı ülkemizde 15332 adet maden ocağı olması gerekirdi ki böyle bir durum söz konusu değildir. Ayrıca ruhsat sayısı 2008 yılında 45900 adetti. Ruhsat istatistiklerine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bugün maalesef ülkemizde madencilik yapılmasını istemeyen bazı çevrelerce maden arama, işletme ruhsatları ve ihalelik sahalar birlikte gösterilerek, hedef ilimizin büyük bölümünün maden ruhsatlı olduğu söylemi ile karşıt faaliyetler yürütülmektedir. Sanki ‘o ilin her yerinde maden işletmesi var’ ya da ‘ilin her yerinde maden ocağı açılacak’ şeklinde bir algı oluşturulmaktadır.

Yukarıda basitçe anlatıldığı gibi konu maden ocağı açılabilecek alanlar şeklinde düşünüldüğünde ruhsat alanı diye gösterilen tüm alanların çok küçük bir bölümünde madencilik yapılabileceği ortaya çıkmaktadır.

Bu bağlamda “Her Maden Ruhsatı Maden Ocağı Demek Değildir!”

Suyu Madenlerin Tükettiğine Emin misiniz?

1

Son dönemde artan maden karşıtlığı doğrultusunda ülkemiz ekonomisinin sekteye uğratılmasına yönelik faaliyetlere bir yenisi daha eklendi. Bazı çevrelerce son yıllarda dünya genelinde yaşanan kuraklık ve su kıtlığına neden olarak ‘madencilik faaliyetleri’ gösterilip bilim dışı söylemler ortaya atılarak karalama çalışmaları yürütülmeye başlandı.

Maden Profesyonelleri olarak yaptığımız araştırmada ülkemizde ve dünyada su kullanımına dair çeşitli istatistiklere ulaştık. Su kullanımı alanında yapılan araştırmalara göre dünya genelinde toplam suyun ortalama yüzde 70’i tarımsal üretim alanında kullanılırken yüzde 20’ye yakını sanayide, yüzde 10 kadarı ise evlerde kullanılıyor. Türkiye’de de durum hemen hemen dünyaya paralel oranlarda…

TÜİK verilerine göre ise ülkemizde su kaynaklarından çekilen suyun yalnızca binde 4’ü maden işletmelerinde kullanılıyor.

Araştırmada gördük ki ülkemizdeki olası su kıtlığının ana nedenleri olarak düzensiz, plansız ve kontrolsüz tarımsal sulama ve kayıp/kaçak su gösteriliyor.

  2010 2012 2014 2016 2018
Belediyeler 4,78 4,94 5,23 5,83 6,19
Köyler 1,01 1,04 0,43 0,38 0,39
İmalat sanayi işyerleri 1,56 1,79 2,20 2,12 2,67
Termik santraller 4,27 6,40 6,53 8,61 7,86
Organize sanayi bölgeleri 0,11 0,14 0,14 0,15 0,16
Maden işletmeleri 0,05 0,11 0,21 0,23 0,24
Sulama 38,15 41,55 35,85 43,06 43,95
Toplam 49,95 55,96 50,59 60,38 61,46

Tablo 1- Ülkemizde Kullanımlarına Göre Su Kaynaklarından Çekilen Su Miktarı (milyar m3/yıl)

Suyun Sektörlere Göre Kullanımı

% 2010 2012 2014 2016 2018
Sulama 76,4 74,2 70,9 71,3 71,5
Sanayi 12,0 15,1 18,0 18,4 17,8
İçme-Kullanma 11,6 10,7 11,2 10,3 10,7

Sektörlere Göre Su Kullanımı (%), (2010-2018)

Tarım

Türkiye’de tatlı suyun ortalama %70’ten fazlasını tüketen tarımsal üretim alanı, bu suyun %50’den fazlasını yüzey su kaynaklarından, %40 civarını yer altı sularından sağlıyor. Su varlığının büyük bölümünü kullanan tarım sektörü bu suyu Türkiye’nin 28 milyon hektar tarım alanın sadece 5,6 milyon hektarında kullanıyor. Bu alanların %80’den fazlası salma sulama ile, %20’ye yakınında yağmurlama sulama, yalnızca %1’inde ise en tasarruflu yöntem olan damla sulama kullanılıyor.

Günümüzde Konya Kapalı Havzası, Gediz, Büyük Menderes Havzaları ve Çukurova gibi su sıkıntısı yaşanan birçok havza ve alanda, pamuk, ayçiçeği, mısır, şekerpancarı gibi yüksek miktarda su ihtiyacı olan ürünlerin yoğun olarak yetiştirildiği görülür. Yörelerin iklimsel koşullarına uygun olmayan bu tarımsal üretim biçimi kısıtlı su varlıklarının, suya bağlı yaşam alanlarının yok olmasına neden olurken, orta ve uzun vadede üretime de büyük zarar verir.

Sanayi

Sanayi sektörü üretimde kullandığı suyun %35’ini tatlı su varlığından sağlamaktadır. Bu suyun yaklaşık yarısı yer altı sularından sağlanmakta, kalan kısmı diğer yüzey sularından edinilmektedir. Sanayinin ihtiyaç duyduğu suların diğer bölümü ise denizlerden sağlanıyor. Deniz suları özellikle ağır sanayide, termik santrallerde, nükleer santrallerde soğutma suyu olarak kullanılıyor.

Evsel Kullanım

Türkiye’de her yıl tatlı su kaynaklarından evsel kullanım için yaklaşık 5 milyar m³ su çekiliyor. Bu suyun 2,5 milyarından fazlası barajlardan, 1,5 milyara yakını kuyulardan, 1 milyarı kaynak sularından sağlanıyor. Çekilen tatlı suyun %40’tan fazlası kullanıcıya ulaşmadan şebeke sisteminde kayboluyor. Bu rakam tüm Türkiye’nin yaklaşık beş aylık su ihtiyacına eşittir. Gelişmiş ülkelerde kayıp oranı %20’lere kadar düşürülebiliyor.

Evsel su kullanımı, evlerde, otellerde, sağlık kuruluşları gibi yerlerdeki içme suyu, temizlik, bahçe sulama ve hizmet üretimi amaçlı olarak kullanılan suyu içeriyor. Birçok ülkede toplam su kullanımı içerisindeki küçük bir oranı oluşturuyor.

Türkiye’de kişi başı ortalama evsel su tüketimi 216 litredir. Bununla birlikte evsel su tüketiminde bölgeler arasında farklar da vardır.

Tarım ve sanayinin dışında tatlı suyun % 16’ini kullanan kentler ve diğer yerleşim yerleri su tüketiminin diğer sektörlere göre daha düşük olduğu noktalar.

Diğer taraftan incelediğimiz tüm dökümanlarda gördük ki su kıtlığı kavramı dünya genelinde pek çok ülkede bir problem olarak karşımıza çıkıyor ve en yüksek oranda su kullanımı Tarım Sektöründe gerçekleşiyor. Bu noktada sorunun küresel olduğunu vurgulamak isteriz.

Kaynaklar

Muluk, Ç.B., Kurt, B., Turak, A., Türker, A., Çalışkan M.A., Balkız, Ö., Gümrükçü, S., Sarıgül, G., Zeydanlı, U. 2013. Türkiye’de Suyun Durumu ve Su Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar: Çevresel Perspektif. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği – Doğa Koruma Merkezi. http://www.skdturkiye.org/files/yayin/Turkiyede-Suyun-Durumu-ve-Su-Yonetiminde-Yeni-Yaklasimlar-Raporu.pdf

Su: Yeni Elmas, TSKB, http://www.tskb.com.tr/i/assets/document/pdf/TSKBBAkis_SUYeniElmas_Subat2019.pdf

T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, https://cevreselgostergeler.csb.gov.tr/su-kullanimi-i-85738

T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü (DSİ), https://dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/1344

Tema Vakfı & Wilo Foundation https://sutema.org/

TÜİK “Sektörel Su ve Atıksu İstatistikleri, 2018” Haber Bülteni,  https://tuikweb.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30673 (TÜİK verilerinde deniz suyu kullanımı dahildir.)

2020 Yılı Altın Üretimi Rekor Kırarak 42 Ton Olarak Gerçekleşti

0
Altın

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dönmez, ülkemizin altın üretiminin geçen yıl sonunda Cumhuriyet tarihi rekorunu kırarak 42 tona ulaştığını açıkladı. Dönmez, bu üretim rakamıyla ekonomimize 2,4 milyar dolar katkı sağladığını da belirtti.

Bakan Dönmez, Altın Madencileri Derneği temsilcilerini kabulünde yaptığı konuşmada, geçen yılın enerji ve madencilik sektörü açısından başarıyla tamamlandığını söyledi.

Bloomberg HT’de yer alan habere göre Türkiye’nin altın üretimine 2001’de 1,4 tonla başladığını dile getiren Dönmez, 20 yılda toplam 382 ton altın üretildiğini, bu üretimle devletin kazancının 76 ton altına eşdeğer vergi geliri olduğunu ifade etti.

Türkiye’de yerli ve yabancı toplam 18 altın madeninin üretime devam ettiğini belirten Dönmez, “20 yeni altın madeni projesi de yatırım için gün sayıyor. İnşallah bu projelerin de devreye girmesiyle altın üretimimizi 100 tona çıkaracağız. Hedefimiz, altın ihtiyacımızı önce yerli kaynaklardan sağlamak, altın kaynaklı cari açığı önemli ölçüde azaltmak, bu alandaki istihdamı artırmak.” diye konuştu.

Geçen yıl 2019’a göre yüzde 123 artışla 25,2 milyar dolarlık altın ithal edildiğini dile getiren Dönmez, altının Türkiye’de büyük oranda tasarruf ve yatırım amacıyla değerlendirildiğini söyledi.

Dönmez, altın madenciliğinde bugüne kadar toplam 6 milyar dolarlık yatırım yapıldığını ifade ederek, sektörde 13 bin 200 kişinin doğrudan istihdam edildiğini, sektörün, aileleriyle birlikte yaklaşık 50 bin kişinin geçim kaynağı olduğunu bildirdi.

Altın madenciliğinde bir kişiye istihdam sağlamak için 488 bin dolarlık yatırım yapıldığına dikkati çeken Dönmez, şunları kaydetti:

“Türkiye’de üretilen ürünler içinde en fazla katma değer sağlayanlar arasında ilk sıralarda altın geliyor. Son zamanlarda bazı çevreler tarafından asılsız, bilimsellikten uzak ve yalan, yanlış bilgilerle altın madenciliğine karşı ideolojik bir muhalefet yapıldığının farkındayız. Burada sorunu ve çözümü birlikte ortaya koymalıyız. Türkiye’nin altın ithalatı artıyor. Buna mukabil bu talebin en az yarısını karşılayacak bir rezerve de sahibiz ancak Türkiye’nin enerji ve maden bağımsızlığı söz konusu olduğunda toplumu kışkırtan ve terörize eden organize bir güruhla ve ona her fırsatta kol kanat geren, onu meşrulaştırmaya çalışan bir muhalefetle karşı karşıyayız. Ne yazık ki sahada çalışan işçilerimize baskı yapmak, onları yıldırmaya çalışmak, iş makinelerine saldırmak gibi vandallıklara da şahit olduk. İdeolojisini emek üzerine kuranlar, emeğin kutsallığını savunanlar, konu Türkiye’nin çıkarları olunca işçi kardeşlerimizin emeklerine dil uzatmaktan imtina etmiyorlar. Ama herkes şunu iyi bilsin ki Türkiye için Karadeniz’de bulduğumuz rezerv ne kadar değerliyse, yenilenebilir enerjideki her bir kilovatsaat üretim ne kadar değerliyse altın madenciliğimiz de aynı oranda değerlidir.”

Bakan Dönmez, Türkiye’de madenciliğin dünya standartlarına uygun yürütüldüğünü vurgulayarak, çevreci bir madencilik prensibiyle hareket edildiğini dile getirdi.

Türkiye’nin, ithal ettiği altının yarısını üretmesi durumunda 12,5 milyar doların ülkede kalacağına işaret eden Dönmez, madencilik yatırımlarının güven ortamında yapılması için her türlü imkanı ve kolaylığı sağlamakta kararlı olduklarını söyledi.

Rastgele İçerikler